31 Ekim 2014 Cuma

Dişlerinizi Ne Kadar Koruyabiliyorsunuz?


Çocuklarınızın yemeğinin sıcaklığına bakarken, onların dişlerini çürüttüğünüzü biliyor muydunuz ya da dişlerinizi, yemek yedikten yarım saat sonra fırçalamanız gerektiğini? Ağız - diş sağlığına ilişkin henüz farkında olmadığınız gerçekler, belki de şu anda çektiğiniz diş ağrısının başlıca nedeni. Dentistanbul Levent Academy Başhekimi Doç. Dr. Ali Çağın Yücel, çürük gelişiminin nedenlerini anlattı.

Diş çürüğünün oluşabilmesi için 4 koşulun aynı anda olması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Yücel, bunları“Çürük yapıcı mikroorganizmalar (Streptococus Mutans – S. Mutans), karbonhidratlar, plak ve süre” olarak sıraladı.

Çocuğumuzun yemeğinin tadına bakarken, dişlerini çürütüyorsunuz

Yücel, çürük yapıcı etkenlerle ilgili şu bilgileri verdi:
Çürük yapıcı mikroorganizmalar (S. Mutans): Bu bakteriler normalde insan florasında bulunmuyor. Bebeğin ağzında dişler çıkmaya başladıktan sonra bunun sayısı hızla artıyor. Artmaya başlamasının nedeni kendi ağzımızdaki mikroorganizmaları çocuklarımıza bulaştırmamız. Bebeğimizin yemeğinin tadına tuzuna, sıcaklığına bakarken, bebeğimizi öperken ve emzik hijyenine yeterince önem göstermeyerek bu bakterileri bulaştırabiliyoruz. Bunu engellememiz mümkün değil. Ancak bu bulaştırmanın ne kadar sıklıkla yapıldığı önemli, çünkü çürüğün oluşumu, mikroorganizmanın sayısının artışına bağlı.

Karbonhidratlar: Karbonhidrat ve şeker ağırlıklı gıdaların alımı ve bunların dişten uzaklaştırılmaması, diş çürüğü riskini en üst seviyeye çıkarır. Protein ağırlıklı beslenme diş çürüğü oluşumunu azaltır. Ette de şeker vardır ama oldukça azdır.

Asit ve Plak: Mikroorganizmaları ağızdan uzaklaştıramayacağımız ve karbonhidrat alımını engelleyemeyeceğimiz için, biz asit – plak ve süre üzerinde duruyoruz. Asitli yiyeceklerden uzak durmamız gerekiyor. Asidin sıcaklıkla daha çabuk etkileşmesi nedeniyle içecekleri soğuk içmemiz çürüğün oluşumunu azaltır. Asidin ağızda daha az yayılması için ise pipetle içmekte fayda var.

Fırçalama için 30 dakika bekleyin
Süre: Süre kişiden kişiye değişmekle birlikte, diş fırçalama ve ağız bakımı burada çok önemli. Asit, ağızda ne kadar az kalırsa, çürük oluşma oranı o kadar azalıyor. Fırçalama ağızdaki plağın uzaklaştırılması için en önemli etken. Ancak, dişlerimizi fırçalarken unuttuğumuz bir nokta dişimize daha çok zarar vermemize neden olabilir. Yemek yedikten sonra, dişlerdeki sert kısımlar çözülmeye başlıyor. Demineralizasyon dediğimiz bu aşama 20-30 dakika kadar sürüyor. Bu kısım daha sonra tükürüğün etkisi ile yeniden sertleşmeye başlıyor. Yani remineralizasyon dediğimiz bu sertleşme gerçekleşmeden önce, 30 dakika içinde dişimizi fırçalarsak, o yumuşamış mine kısmı kalkıyor ve diş daha çok çürüğe yatkın hale geliyor. Tükürüğün miktarı ve akış hızı da diş sağlığında çok etkili.

24 Ekim 2014 Cuma

SONBAHARDA MANTAR ZEHİRLENMESİNE DİKKAT!


Son günlerde art arda gelen mantar zehirlenmesi haberleri, sofraların lezzetli besini mantarı seçerken nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunu da gündeme getirdi. Doğada yetişen pek çok mantar türünde zehir olduğunu söyleyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Engin Türkmen, “ Mantarı güvendiğiniz yerlerden alın, bilmediğiniz mantarı yemeyin. Mantar yedikten sonra bulantı, kusma gibi belirtiler varsa acilen doktora başvurun” uyarısında bulundu.

Yrd. Doç. Dr. Engin Türkmen; mantar zehirlenmesi ve alınacak önlemler ile ilgili şu bilgileri verdi:
     Mantar zehirlenmesi sonbahar ve ilkbahar aylarında çok sık görülür. Mantarlar nemli ortamları severler. Mantar alımından sonra, bazen iki, bazen altı, bazen de yirmi dört saat sonra içerisinde zehirlenme meydana gelebilir. Mantarın çeşidi, mantarın içerisinde bulunan zehir ya da mantarın üzerindeki bakterilere bağlı olarak zehirlenmeler görülebilir.
HER MANTARIN TEPKİSİ FARKLIDIR
  • Günlük hayatımızda sıkça tükettiğimiz kültür mantarında zehir yoktur ancak doğada yetişen mantarlarda bir sürü zehir çeşidi vardır. Bu nedenle her mantarın, farklı tepkisi olacaktır. Bu zehirlerinde vücudumuzda etkilediği farklı bölgeler var. Kimisi sinir sistemimizi, kimi karaciğerimizi, kimi böbreklerimizi etkiliyor.
  • Bazı mantarların içerisinde bulunan muscarin zehri, sinir sistemini uyararak, tansiyon düşüklüğü, göz bebeklerinde büyüme, bulanık görme ya da nefes darlığı gibi belirtilere neden olur. Vücudumuzun parasempatik sistemini uyararak bölgede zehirlenme oluşturur.
  • Fallotoksin ya da amatoksin zehri içeren mantarlar, karaciğer ve böbrekleri çürütür.
  • Koprin adı verilen zehri içeren mantar türünde alkol ile beraber tüketildiği zaman alkol zehirlenmesi gibi bir etkiye yol açıyor. Yüzde kızarıklık, bulantı, kusma gibi.
  • Psilosin zehir türünde hastada sanrılar, hezeyanlar oluşabilir.
  • Musimol içeren zehir türünde, ağrı duyusu üzerinden sinir sistemini etkiliyor.

YILAN ZEHİRLENMESİ KADAR TEHLİKELİDİR
  • Mantar zehirlenmesi mantarın çeşidine, içerdiği zehre ve alınan maddenin miktarına göre değişiyor. Bazı güçlü mantarlardan bir tane yemek bile ölüme neden olabiliyor. Ancak bazı mantar türlerinde kişi yüzlerce mantar yese bile zehirlenmesi çok etkili olmayabiliyor.
  • Eğer mantar zehirlenmesi tedavi edilmezse ölüme kadar uzanan zincirleme reaksiyona neden olur. Mantar zehirlenmesi, yılan sokması ile eşdeğerdir. Tıpkı yılan zehirlenmesi gibi ölümcül bir zehirlenme türüdür. Çünkü yılan zehirlenmesi de sinir sistemini etkiler, mantar zehirlenmesi de sinir sistemini etkiler.

BELİRTİLER ORTAYA HEMEN ÇIKMAYABİLİR
  •      Zehirlenme belirtilerinin ortaya çıkma süresine göre mantar zehirlenmeleri geç ya da erken belirtiler olarak ortaya çıkıyor. Bazı mantar türlerinde belirtilerin ortaya çıkması 1 saati bulurken, bazı mantar türlerinde ise zehirlenmenin ortaya çıkması 24 saat hatta 5 günü bulabiliyor.
  •      Bazen doğada yetişen ve halk tarafından zehirsiz olduğu bilinen mantarlar tüketildiğinde de kişi de bulantı, kusma ve ishal gibi belirtiler görülebiliyor. Bunun sebebi mantarların üzerinde olan bakterilerdendir. Mantarın iyice yıkanmaması sonucu üzerinde kalan topraktaki bakteriler, ağır metaller ya da alerjik nedenler kişide bu tarz belirtilere neden olabiliyor.


YEDİĞİNİZ MANTARI DOKTORA GÖTÜRÜN
  •      Mantar yedikten sonra belirtiler ile birlikte kişinin hızlıca doktora gitmesi gerekiyor. Mantarın zehrini bilebilmek için mümkünse mantar yiyen kişinin doktora yediği mantarı da yanında götürmesi gerekiyor.
  •      Belirtiler görüldükten sonra hasta kişinin kusturulması doğru değildir. Aksine hastaya herhangi bir müdahale yapılmadan doktora götürülmelidir.
  •      Hastanede hasta kişiye, doktor tarafından; mantar yedikten kaç saat sonra belirtilerin çıktığı, hangi belirtilerin görüldüğü, kaç tür mantar yendiği, mantar yiyen diğer kişilerin hasta olup olmadığı, mantarın toplandığı ve saklandığı koşullar sorulur. Bu sorular neticesinde hasta profili çıkartılarak, mantarın etkisine göre tedavi uygulanır.
  •      Hastadan kan örneği alınıp böbrek, karaciğer hasarı, sıvı kaybı olup olmadığı gibi bir çok parametreler kontrol edilir ve hasta izleme alınır. Çünkü kan örneğinde ortaya çıkan böbrek ya da karaciğer hasarında hemen müdahale edilmesi gerekir. Bazı durumlarda hastada tansiyon düşüklüğü, koma, şok gibi dramatik durumlar görülebilir. Karaciğer ve böbrek işlevleri bozulduğu için karaciğerin tamamının bozulduğunu ve acil olarak karaciğer naklinin gerçekleşmesi gerekir. Karaciğer nakli yapılmayan hastalarda, vücutta amonyak birikmesi nedeniyle hasta kaybedilebilir.
  •      Mantar zehirlenmesinde destek tedavisi ilk birincil tedavidir. Hastanın tahlillerinde eksik olan ne ise ona yönelik bir tedavi izlenir. Hastada sıvı kaybı mevcutsa sıvı, tuz kaybı varsa tuz, albumin eksik ise albumin, karaciğer hasarı var ise karaciğer nakli yapılır.
  •      Mantar zehirlenmesine karşı özel bir panzehir yoktur ancak vücutta meydana getirmiş olduğu hasarın tedavisi yapılır. Mantar türüne göre penisilin G, silibinin, piridoksin, atropin, metilen mavisi, ve mide yıkanması ile aktif kömür tedavisi uygulanır. Mantar zehirlenmesi yoğun bakım şartları olan hastanelerde takip edilmesi gerekir.


RENGİNE ALDANMAYIN
  •      Kültür mantarı dışında hiçbir mantar türü tüketilmemeli.
  •      Dışarıda yetişen ve cinsi bilinmeyen mantarlar tüketilmemeli. Çayırda, ağaç altında yetişen mantar hiçbir mantar türü tüketilmemelidir.
  •      Genelde renkli mantarlar zehirli oluyor. Şapkasında renk olan mantarlar çok tehlikelidir, tüketilmemesi gerekir.
  •      Ailelerin mantar konusunda bilinç sahibi olması gerekiyor. Özellikle çocuklara dışarıda gördükleri mantarı yememeleri gerektiği anlatılmalı.
  •      Piknik yapılan ormanlık alanlarda mantarlar toplanmamalı ve tüketilmemeli.


TÜRKİYE’DE YAYGIN MANTAR ÇEŞİTLERİ VE ZEHİRLENME BELİRTİLERİ
Doğada birçok çeşit mantar türü vardır. Her mantarın vücutta gösterdiği etki birbirinden farklıdır.
  •  Amanita muscaia (gelin mantarı) adı verilen mantar, yendikten iki saat içerisinde belirti ve bulgu verir. Sersemlik, uykuya eğilim, çocuklarda hiperaktivite ve kasılma gibi belirtiler verir.
  • Coprinus Atramentarius adı verilen mantar türü özellikle alkol ile beraber alındıktan sonra 30 dakika ile 5 gün arasında belirti ve bulgu verir. Yüz ve boyunda kızarma, hipotansiyon, bulantı, kusma ve terleme gibi belirtiler verir.
  • Amanita Phalloides (köy göçüren) adı verilen mantar, tüketildikten 6 – 24 saat arasında belirti ve bulgu verir. Bulantı, kusma, ishal, ateş, sıvı kaybı gibi belirtilerin yanı sıra ilerleyen evrelerde karaciğer ve böbrek yetmezliğine kadar uzanan sonuçlara neden olabilir.
  • Gyromitra esculenta (kuzu göbeği ebesi) adı verilen mantar özellikle 4 – 12 saat içerisinde kanlı ishallere neden olabilir.

YOĞURT İLE TÜKETİLEN MANTAR ZEHİRLEMEZ İNANIŞI DOĞRU DEĞİL

 
Mantar ile ilgili
Doğru bilinen yanlışlar
Halk arasında mantar ile ilgili birçok şehir efsanesi bulunuyor. Ancak bu inanışların hepsi yanlıştır ve sonuçları ölümcül olabilir.
  • Mantarı yoğurtla yersen zehirlemez.
  • İyi pişirilmiş mantardaki zehir yok olur.
  • Mantarı sirkeli ve tuzlu suda bekletirseniz zehri kaybolur.
  • Mantarı güneşte kurutursanız zehri uçar.
  • Çayırda ve çimende yetişen mantar zehirli değildir.
  • Mantar koparıldığında rengi değişmez ise zehirsizdir.
  • Ağaçlardaki mantarlar zehirsizdir.
  • Zehirli mantar gümüş kaşık ile pişirilirse kaşık kararır.
  • Salyangozlar zehirli mantarları yemezler.

21 Ekim 2014 Salı

Modern şehir erkeği nasıl beslenmeli?



Şıklığından ödün vermeyen, kibar, dış görünüşüne ve kişisel hijyenine dikkat eden bakımlı erkekleri tanımlamak için kullanılıyor ‘metroseksüel’ kelimesi… Metroseksüel, modern şehirli erkeklere yoğun tempolu iş hayatlarında ideal kilo aralığında bulunmaları ve sağlıklı beslenmeleri için Uzman Diyetisyen İpek Ağaca beslenme önerilerinde bulundu.



Her ne kadar spor yapmaya özen gösterseler de masa başı çalışmak, genellikle internet başında çalışan erkekler olduğundan;


  • Sabah işyerinizde güne başlarken çay, kahve yerine, büyük bir bardak su ile güne başlayın.

  • Günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı asla atlamayın. Kahvaltıda yumurta tüketmeye çalışın.

  • Kahvaltınızı işyerinde yapıyorsanız poğaça, açma yerine beyaz peynirli, domates ve salatalık gibi sebzelerden oluşan tam tahıllı sandviç tercih edin.

  • Renkli beslenin! Turuncu, mor, kırmızı, yeşil, beyaz, kahverengi… Her renkteki meyve ve sebzeden her gün az da olsa tüketmeye çalışın. Unutmayın; her renk farklı antioksidan içeriğini gösterir.

  • Günde 3 kupa kahve için. Kahve metabolizmayı hızlandırır, performansı arttırır, depresyondan korur ve çok güçlü doğal antioksidanlar içerir. Kahvelerinizde krema değil, süt tercih edin; şeker kullanmayın.

  • Gün içinde ara öğünlerinizi ihmal etmeyin; 3 saatte bir minik araöğünler yapın. Çalışma performansınızın ve konsantrasyonunuzun da arttığını göreceksiniz.

  • Sağlıklı ara öğünler tercih edin. ÖrneğinMeyveli yoğurt veya taze meyveler veya yulaflı bisküvi+sütlü kahve veya tost+ayran veya kuru meyve+süt veya 2 ceviz+kuru meyve veya kefir+kuru meyve gibi.

  • Gün içerisinde asansör yerine merdiven kullanın.

  • Her gün 1 saat hafif tempo yürüyüş yapın. İdeal kilonuzu korumak için çok önemli olan yürüyüş, kalp sağlığınızı da korur.

  • Fiziksel aktivitenizi arttırmak ve doğayı korumak adına araba yerine toplu taşıma kullanmaya çalışın.

  • 2 saatten fazla masanızda hareketsiz oturmayın. Ofis içinde sık sık hareket edin.

  • Öğle yemeklerinde fast-food restaurantlar yerine ev yemekleri veya ızgara tarzı besinlerin sunulduğu yerleri tercih edin.

  • Masa başı çalışırken beyaz çay, papatya çayı, ada çayı, melisa gibi bitki çaylarını tercih edebilirsiniz.

  • İçecek olarak asitli içecekler ve hazır meyve sularından kaçının. Bunların yerine limonlu açık çay, bitki çayları, taze sıkılmış meyve suyu, ayran, süt tercih edebilirsiniz.
  • İş toplantılarının sizi şişmanlatmasına izin vermeyin! Toplantı sırasında yapılan atıştırmalar, sağlıklı seçimlerden oluşmalı. Taze veya kuru meyveler; ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumlar toplantı masasında bulunabilir.

  • Günde 2,5 lt. su içmeyi ihmal etmeyin. Arabanızda, el çantanızda, çalışma masanızda, başucunuzdaki komidinde her daim su bulundurun.
          www.ipekagaca.com

18 Eylül 2014 Perşembe

Sizi en çok çocuğunuz şaşırtır!

Biz anneler, çocuklarımız ile ilgili endişelerimizden dolayı onların potansiyelini bazen göremeyebiliyoruz. Oysa hayata bir de onların gözünden bakmayı denesek.... Hayata çocuklarınızın gözlerinden bakıp, gülümsemeye ne dersiniz? Endişeleriniz onların yaşayarak öğrenmesinin önüne geçmesin…


Bir boomads advertorial içeriğidir.

1 Ağustos 2014 Cuma

"Spor yapıyorum kilo alıyorum" diyorsanız işte çözümü!


Doktorburada.com uzmanlarından Uzman Diyetisyen Orçun Kürüm, sporcu beslenmesini şu şekilde tanımlıyor:“Atletik performansa yönelik spor bilimlerinin ve beslenme bilimlerinin bir sentez içerisinde olduğu, bu alanda hem araştırmaların hem de uygulamaların yapıldığı beslenme bilimidir.”

Sporcu beslenmesinin amacı ise; önce sporcu sağlığını korumak ve sakatlıkları minimuma indirmek, daha sonra ise sporcunun performansını maksimuma çıkarmak olarak öne çıkıyor.  Ancak Orçun Kürüm, sporcu beslenmesinin sadece profesyonel sporcular için değil; aynı zamanda egzersiz yapan tüm bireyler için uygulanması gerektiğini vurguluyor.

Sporcunun beslenme programlarının sporculara sağladığı yararlar nelerdir?
Uzman Diyetisyen Orçun Kürüm, spora yönelik doğru planlanan bir beslenme programı sayesinde spor yapan kişinin antrenman performansının artacağını ve antrenman sonrasında toparlanma süresinin en aza indirgeneceğinin altını çiziyor.  Bu sayede de sporcunun genel performansı artmış oluyor.  

Ayrıca sporcu beslenme programı sayesinde kişi hastalıklara karşı daha dirençli hale geliyor ve zorlu fiziksel performans gerektiren sporlarda vücudu daha sağlıklı kalıyor.
Beslenmenin, döneme göre strateji değişikliği yapılarak değiştirilebildiğini belirten Orçun Kürüm, farklı zamanlarda kilo alınabileceğini ya da verilebileceğini, sezona göre az antrenman veya daha çok antrenman yapılabileceğini açıklıyor.  Bu kapsamda da beslenme programı, sporcunun özel durumlarına göre esneklik gösterebiliyor.

Spor 1-2 saat, beslenme 24 saat sürer!
Uzman Diyetisyen Orçun Kürüm, sporcu beslenmesinin sporcunun performansına sağlayacağı yararlarla ilgili şunları ifade ediyor;  “Spor günde belki 1-2 saat yapılır ancak beslenme neredeyse 24 saat sürer. Vücudumuzun besinlere karşı verdiği tepki, egzersize göre verdiği tepkiden daha hızlı olduğundan beslenme sistemini oturtmamış bir sporcu henüz tam performansını görememiştir. Tam performansını görebilmesi için tamamen kendisine uygun bir beslenme sistemi uygulamalıdır.”

Sporcu beslenmesi nelere göre değişiklik gösterir?

Sporcu beslenmesinin; hem yapılan spora göre, hem de spor yapan kişiye göre farklılık gösterdiğini belirten Orçun Kürüm,  sporcuya bir diyet programı önermeden önce analiz edilmesi gerekenleri şu şekilde sıralıyor:
·         Sporcunun klinik bir rahatsızlığı olup olmadığı
·         Beslenme alışkanlıkları
·         Yapılan sporun türü
·         Sporcunun spor yaparken ki amacı
·         Antrenman sıklığı
·         Kişinin yaşam tarzı

Orçun Kürüm’ün belirttiği üzere, tüm bu kriterler göz önünde bulundurularak kişiye özel menülerin planlanması gerekiyor.
Antrenman öncesi karbonhidrat, antrenman sonrası protein!
Beslenme programının amaca  göre değişeceğini belirten Orçun Kürüm, müsabaka veya antrenman öncesinde esas olanın, vücudun enerji ihtiyacını düşünüp ona göre beslenmek olduğunu ifade ediyor. Temel enerji veren besinlerde karbonhidratlar olduğundan fiziksel performans öncesi en iyi seçim olarak kompleks  ve basit karbonhidrat içeren besinler öneriliyor.  Örneğin bir dilim ekmeğin üzerine 1 küçük muz dilimleyip üzerinde bal damlatmak gibi.
Antrenman sonrası içinse  Orçun Kürüm,  yine amaca uygun gıda önerilmesi gerektiğini belirtiyor. Şayet kişi kas kütlesini arttırmak istiyorsa farklı yiyecekler,  yağ kaybını hedefliyorsa farklı yiyecekler önerilmesi gerekiyor.  Ancak Orçun Kürüm ekliyor: “Temel olarak dikkat edilmesi gereken nokta, harcanan enerji miktarını yerine koyabilmek için bir miktar karbonhidrat ve kas tamiri için bir miktar protein içeren gıdaların alınması. Örneğin kakaolu süt olabilir veya ızgara tavuk ile ızgara karışık sebze tabağı, spor sonrası doğru birer seçim olacaktır.”

Gıda takviyelerine ve protein tozlarına dikkat!
Orçun Kürüm bu konuda özellikle bazı çekincelerini dile getiriyor.  “Gıda takviyesi adı üzerinde bir çeşit ek destektir ve sadece uzman bir diyetisyen tarafından uygun görüldüğü zaman kullanılmalıdır. Günümüzde birçok kişi gereksiz yere sporcu ek gıdaları kullanıyor ve sağlıklarını riske atıyorlar. Bu ürünlerin öncelikle kullanacak kişiye uygun olup olmadığının, kullanacak kişi tarafından değil,  beslenme eğitimini almış uzmanlar tarafından belirlenmesi gerekir. Sonra doz olayı var. Hangi ürünün, kime, ne kadar dozda verileceğini de kişi kendi belirleyemez. Ayrıca kimi ürünler bazı kişilerde alerjik durum veya yan etki dediğimiz istenmeyen sağlık sonuçları doğurabilir. Çoğu gıda takviyeleri ise uzun dönem kullanımında sağlığa zarar vermektedir. Bu gibi sebeplerden tavsiye niteliğinde de olsa buradan yazmak çoğu kişiyi yanlış yönlendirecektir. Sporcular ve düzenli egzersiz yapanlar da dahil olmak üzere mümkün olduğunca doğal beslenilmelidir!”

Protein tozlarıyla ilgiliyse Orçun Kürüm, eğer spor yapan bireyin protein ihtiyacının normal gıdalarla karşılanamadığı saptanmışsa ancak o zaman protein takviyesinin uygun ve etkili olabileceğini belirtiyor.

Protein tozlarının zararları nelerdir?
Protein tozlarının genellikle sütün işlem görmesiyle elde edildiğini belirten Orçun Kürüm,  sütün bu süreçte maruz kaldığı işlemlerin insan sağlığı için zararlı olduğunu ifade ediyor ve protein tozlarının zararlarını şu şekilde açıklıyor:

1-      Yüksek oranda işlenmiş olan protein tozları, denatüre olmuş proteinler içermektedir. Bu da protein tozunu sağlıklı bir besin desteği olmaktan uzaklaştırır. Sebebi ise üretim esnasında yüksek ısı kullanılmasıdır!
2-      Protein tozunun markası ne olursa olsun içerisinde mutlaka bir veya birkaç farklı ağır metal içermektedir. Bunlardan bazılarını arsenik, kadmiyum, kurşun ve civa olarak sayabiliriz. Bildiğiniz üzere ağır metallerin vücutta birikmesi hem kanser hem de organ yetmezliğine yol açabilir.
3-      Protein tozlarında ayrıştırılan yağlar, maddenin doğallığını tekrardan bozmaktadır. Yağ içermeyen bir protein, vücutta tam anlamı ile kullanılabilen faydalı bir protein değildir. Yağsız emilemeyen birçok vitamin vardır. Vücut bir denge içerisinde çalışır ve vücudumuzun tanıdığı ve kullanabildiği bütün protein kaynakları da yağ içerir.

Sporcularda sıkça rastlanılan beslenme bozuklukları nelerdir?
Yoğun antrenman ve müsabaka takvimi içerisinde sporcuların da farklı bilgi kaynaklarından aldıkları bilgilerle akıllarının karıştığını ve beslenmeleri konusunda zorluk çektiklerini gözlemleyen Orçun Kürüm, sporcuların bazen gereğinden çok bazen de gereğinden az yiyerek performans düşüklüğü yaşadığını belirtiyor.
Bunun dışında bazı sporcuların inançları sebebi ile yemediği gıdalar olurken, bazı sporcular da vejetaryen oldukları için daha farklı bir beslenme düzeni gerçekleştirebiliyorlar. Bu sebeple de Orçun Kürüm’ün de belirttiği üzere en doğrusu, sporcuların bir uzman eşliğinde beslenme programlarını ayarlamaları olacaktır.
Fit olmak isteyen kişiler nasıl beslenmeli ve ne sıklıkta spor yapmalı?
Fit olmak için de belli bir spor ve beslenme düzeni gerektiğini belirten Orçun Kürüm’e göre, “Kimse 2-3 ayda fit olamaz. Bu bir süreçtir ve ancak keyif alınarak, yaşam tarzı haline getirilerek ve profesyonel destek eşliğinde yapılarak etkili bir şekilde verim alınabilir.”
Orçun Kürüm, sporcu beslenmesinin sadece sporcular için değil normal egzersizini yapan aktif bireyler için de gerekli olduğunu özellikle vurguluyor ve ekliyor : “Kalori kısıtlaması kilo vermek için elzemdir fakat spor yapan insanlarda bu sistem daha karmaşıktır.”
Fit olmaya giden sürecin kısa bir süreç olmadığının tekrar altını çizen Orçun Kürüm, haftada 3 kez 60 dk fitness antrenmanı ve haftada en az 2 kez kardiyo antrenmanı yaparak forma ulaşmanın mümkün olduğunu ekliyor.
Ancak Orçun Kürüm’ün özellikle vurguladığı üzere; doğru beslenmeyi öğrenmeden veya yaşam tarzına oturtmadan bir beklenti içinde olanlar sadece aynı yerde sayacaklardır. Bu sebeple Orçun Kürüm, herkesin belli bir süreliğine beslenme danışmanlığı hizmeti alıp kendi yaşam tarzına göre nasıl beslenmeleri gerektiğini öğrenmelerinin, sağlık açısından daha doğru olacağını belirtiyor.
“Spor yapıyorum kilo alıyorum” diyorsanız işte çözümü!
Orçun Kürüm’e göre, uzun süredir spor yapan insanlar eğer verim alamıyorlarsa beslenme konusunda hata yapıyorlardır. En sık yapılan 2 hata ise fazla kalorili beslenmek ve gereksiz yere fazla protein yüklemesi yapmak olarak sayılabilir. Bu alışkanlıklardan kurtulmak,  bir uzman eşliğinde amaçlarına uygun düzenlenmiş beslenme programı uygulamak ve bunu alışkanlık haline getirmek gerekir.

24 Temmuz 2014 Perşembe

ÇAYIN İNSAN SAĞLIĞINDAKİ ROLÜ



Çay çok eski yıllardan beri bilinen ve tüm dünya insanları tarafından tüketilen bir içecektir. Dünya’da günlük ortalama kişi başı tüketim 120 ml’dir. Çay; siyah çay, yeşil çay, oolong çayı, beyaz çay ve kırmızı çay olarak beş çeşittir. 
 
Yeşil çay, yapraklar toplandıktan sonra fermante edilmez. Sadece buharda işlem görür. Dünya’da yeşil çay tüketimi, toplam çay tüketiminin %20-22’sini oluşturur. Siyah çay, çay yapraklarının fermante edilmesi ile oluşur. Bu işlem esnasında amaç, polifenol oksidaz isimli enzimin oksidasyonunu sağlamaktır. Dünyadaki toplam çay tüketiminin %76-78’ini oluşturur. Oolong çayı ise yarı-fermante çaydır. Dünyadaki çay tüketiminin %2’sini oluşturur. 
 
Çay bitkisi, polifenollerden özellikle de flavonoidlerden zengindir. Çayda kateşin flovonoidleri bulunur. Bunlar; epikateşin, epikateşin-3-gallat, epigallokateşin ve epigallokateşingallat olarak bilinir. Siyah çayda ise polimerize olan –yapısı değişen- theflavin ve thearubigenler bulunur. 
 
Çayın kateşin içeriği yetiştiği coğrafi koşullar ve büyüme ortamı ile ilişkilidir. 

ÇAYIN FLAVONOİD İÇERİĞİ HANGİ FAKTÖRLERE BAĞLIDIR? 
Çayın çeşidi (kafeinsiz, poşet, demleme) 
Hazırlama (sıcaklık, süre, miktar)
* Kafeinsiz çayda flavonoidler daha az miktarda bulunur. 
* Bitki çaylarının çoğunda kateşin ve kafein yoktur. 
* Flavonoid içeriği en yüksek çay, demlenmiş sıcak çaydır. İkinci sırada sıcak poşet çay yer alır. En az flavonoid içeriği olan çay buzlu çaydır. 
* Çaya süt veya soğuk su eklenmesi flavonoid oranını azaltır. 
* Uzun süreli çalışmaların sonuçlarına göre çaya süt eklenmesi, kateşin emilimini engellememektedir. 

ÇAYIN ANTİOKSİDAN KAPASİTESİ
- ORAC antioksidan değerlendirme sistemine göre, yeşil çay ve siyah çayın antioksidan kapasitesi; sarımsak, ıspanak, karnabahar ve Brüksel lahanasından daha fazladır. 
- TEAC antioksidan etki değerlendirme sistemine göre; kateşin diğer 24 bitkisel flavonoid türüne göre daha yüksek antioksidan kapasiteye sahiptir. 
- Tek bardak çayın, 30-60 dakika içerisinde kanda antioksidan seviyesini yükselttiği gözlenmiştir. 
- 300 ml suya hazırlanmış yeşil çayın (3 kupa) tüketiminden sonra kan antioksidan seviyelerinde ciddi artışlar oluşmuştur. 
- Çinde yapılan bir çalışmada, 40 erkek sigara bağımlısına 7 gün boyunca günde 6 kupa yeşil çay tükettirildiğinde, DNA hasarında ve serbest radikal üretiminde azalma olduğu saptanmıştır. 

ÇAYIN SAĞLIK İLE OLAN İLİŞKİSİ
KALP HASTALIKLARI: Günde 1 kupa çay tüketim alışkanlığının, kalp krizi riskini %44’e kadar azaltılabileceğine dair bilimsel veriler vardır. Yapılan 7 ayrı bilimsel çalışmada ise, günde 3 fincan çay tüketiminin kalp krizi riskini %11 azaltabileceği belirlenmiştir. 

ATEROSKLEROZ: Kan homosistein seviyelerinin yüksek olması, ateroskleroz açısından bir risk faktörüdür. Çay tüketimi ile kan homosistein düzeyleri arasında ters ilişki olduğu düşünülmektedir. 
HİPERTANSİYON: Çay tüketiminden 30 dakika sonra tansiyonda hafif bir artış gözlenir. Sonrasında tansiyon normale döner. 

22 Temmuz 2014 Salı

10 adımda güzel ekmek, 1 dakikada pide yapmayı öğrenmenin formülü Yuva’dan



Evde güzel ekmek yapmanın 10 püf noktası! 

Hamur işi ve ekmeğin lezzet ve sağlıkla hazırlanmasını sağlayan Yuva’nın uzman ekibi, ev hanımları için evde güzel ekmek yapmanın 10 püf noktasını anlattı. Pide yapmak isteyenler için ise en eğlenceli ve pratik tüyoyu Kabarık Usta veriyor. Kabarık Usta, Yuva’nın sosyal medya hesaplarında ‘1 dakikalık adım adım pide yapma’ videosu sunuyor. Ev hanımlarının yıllardır mutfaktaki en büyük yardımcısı olan Yuva’nın uzman ekibi, evinde fırından yeni çıkmış gibi kabarık, yumuşak ve lezzetli ekmek ve pideler yapmak isteyenler için önemli ipuçlarını sıraladı. İşte evde ekmek yapmanın 10 püf noktası:

1.         Daima standart bir ekmek almak için malzemeler hassas ve aynı dozajda ayarlanmalıdır.
2.         Hamurun derecesi, kullanılan malzemelerin sıcaklığı ile orantılıdır. Daha yavaş bir mayalanma istiyorsanız soğuk su kullanınız. Ya da daha hızlı bir mayalanma istiyorsanız, ılık su (38°C) kullanınız.
3.         1 kg un için yoğurma 10-15 dk sürmeli, hamur yüzeyi parlak, düzgün, esnek olmalı, hava içerecek şekilde katlanarak yoğurma yapılmalı ve yapışkan olmamalıdır.
4.         Hamurun kabuk bağlamasını engellemek ve tam kabarmasını görmek için hava akımından korumalı ve üstünü ıslak bir bez ile örtmelisiniz.
5.         Hamur sıcaklğı optimum 24-28°C ve mayalanma ortamı 28-30°C olmalıdır.
6.         Hamurunuz iki katı kadar büyüdüğünde veya üzerine parmağınızla bastırdığınızda izi tekrar yerine gelirse, kabarma tamamlanmış demektir .
7.         Daima fırınınızı 15-20 dk. önceden ısıtınız. Ekmeklerinizi yüksek ısıda fırına koyunuz. Çünkü ekmek fırına sürüldüğünde fırın ısısı düşer.
8.         Ekmeğinizde kabuk oluştuğunda fırın ısısını biraz düşürünüz.
9.         Parlak ve renkli bir ekmek elde etmek için ısıya dayanıklı bir kabın içine su koyup fırının içine koyabilir veya hamurun üzerine pişirmeden önce su püskürtebilirsiniz.
10.       Ekmek tam renk aldığında, altına vurduğumuzda boş bir ses duyulursa pişirme tamamlanmış demektir.

1 dakikada pide nasıl yapılır, siz de izleyin!

Yuva’nın özel yemek tariflerini sunduğu sosyal medya hesapları olanhttps://www.facebook.com/yuvaclubhttps://twitter.com/yuvamaya vehttp://instagram.com/yuvaclub’ta kullanıcılarına tüyolar veren lezzetli hamur işlerinin becerikli ustası Kabarık Usta, pidenin nasıl yapılacağını adım adım anlatan 1 dakikalık bir video sunuyor. Siz eğlenceli ve pratik bir anlatımla hazırlanan bu videoyu izlerken, Yuva uzmanları pide ile ilgili olarak ise şu ipuçlarını sıralıyor:
•  Normal ekmek hamurundan daha yumuşak bir hamur olmalı.
•  Yoğurma sonrası beze yapılarak iki katı kabarana kadar üzeri örtülü olarak dinlendirilmeli.
•  Pide şekli verilirken isteğe bağlı olarak, mutlaka su veya yumurta sarısı sürülerek şekil  verilmeli.
•  Ev tipi fanlı fırınlarda 240-250°C önceden ısıtılmış fırında pişirilmeli.

Yuva Hakkında
Ev hanımlarının vazgeçilmez markası Yuva, 42 ve 500 gr’lık paketlerde sunulan yaş maya, 11 ve 100 gr’lık paketlerde sunulan kuru maya çeşitlerinin yanı sıra, Türk tüketicilerinin ilk kez tanıştığı Yüksek Lifli Diyet Ekmek Karışımı, Simit Karışımı ve Poğaça Karışımı gibi yenilikçi ürünleri ve Glutensiz Ekmek Karışımı,  Glutensiz Kek Karışımı gibi lezzeti sağlıkla birleştirerek sektöründe ön plana çıkan ürünleriyle de dikkat çekiyor.
  www.yuvamaya.com.tr